29 Nisan 2013 Pazartesi

Mezunlar Günümüz Kadıköy Life'ta




Mezunlar Günümüzde derneğimiz onursal başkanı Sn. Av. Meral Urcun, başkanımız Nesibe Kal ve diğer yöneticiler birlikte.




Mezunlar Günümüzle ilgili haber aşağıdaki linkden okunabilir.


http://www.kadikoylife.com/ERENKOY_KZ_LISELILERDEN_GELENEKSEL_MEZUNLAR_GUNU/3706

27 Nisan 2013 Cumartesi

EKL Mezunları 1: Türkiye'nin ilk kadın arkeologu Jale İnan


Prof. Dr. Jale İnan ve eşi Prof. Dr. Mustafa İnan




Onunla 'dostluğumuz' hasbelkader komşuluğumuzla başladı. O dünyaca ünlü bir arkeoloji profesörüydü. Hastalığından (Parkinson) dolayı, elektrikli olmasına rağmen daktilosunu kullanamıyordu. Bu yüzden ben onun kazı raporlarını hazırlamasına yardım ederdim, bir tür sekreter olarak.
Henüz bir üniversite öğrencisiydim.

Bu topraklardaki her değer bizim değil mi?

Edebiyat Fakültesinde arkeoloji bölümü başkanı olduğu sıralardaydı. Fakültenin ünlü sağcı profesörlerinden biri ona “Bırakın bu Romalıları Jale hanım,” demiş bir gün. “İslam tarihiyle uğraşın.” Bu toprakların zenginliklerini gün ışığına çıkarmaya ömrünü adamış bu kadın bu bağnazca sözlerden çok etkilenmiş, bunları hem de bir profesörden duymak onu çok üzmüştü.

Çalışkan ve becerikli
Çalışma ve meslek aşkının ne demek olduğunu ondan öğrendim. Bilenler bilir, savaş içindeki Hitler Almanyası’nda yabancı öğrenci olarak uzun yıllar geçirmişti. Çoğu öğrenci geri dönmesine rağmen o savaşın yokluklarına dayanmayı bilmişti. O günlerle ilgili anılarından biri onun binicilikte ne kadar usta olduğunu gösteren güzel bir örnektir. Spor dersi zorunluymuş. O da minyon olması dolayısıyla binicilik dersleri alıyormuş. Birgün at binerken atı çok alçak bir geçide doğru ilerlemiş. Geçmeye kalksa düşüp sakatlanması işten değilmiş fakat atı geri çevirmesi de mümkün olmamış. O da aklına gelen tek çareyi uygulamış ve atın karnına doğru kayarak oradan sağ salim kurtulmayı başarmış.

Cesur
Hastalığına ve ilerlemiş yaşına rağmen hayat verdiği eski Side köyünden, Perge antik kentinden ve neredeyse sadece onun bulduğu yapıtlarla dolu olan Side ve Antalya Müzeleri üzerinden esirgeyiciliğini, koruyuculuğunu, sonsuz sevgisini hiç eksiltmedi. Bana anlattığı bir başka anısı da Side’de korkunç bir kazada yüzünün yarılmasıyla ilgilidir. Sanırım 50’li yıllarda, yüzünden yaralanıyor. Antalya’ya gidiyorlar ama doktorlar yokluk yılları olduğundan morfin bulamıyorlar ve yüzü morfinsiz dikiliyor! Gıkını çıkarmayan bu ufak tefek genç kadının cesaretine doktorlar hayran kalıyor.

Ödenek bulma becerisi
Kazı için ödenek bulamamak en büyük derdiydi her zaman. Side kazıları için kişisel dostluklarını kullanarak Amerikalılar kanalıyla bazı yardımlar alabiliyordu. Side’de Apollon anıtının mermer sütunlarının binlerce yıl önceki gibi tekrar ayağa kaldırılabilmesi bu sayede oldu. Bu sütunlar şimdi bütün görkemiyle güneşin doğuşunu selamlıyorlar. Amerikalı Side dostlarından Washinton Post gazetesi editörü Alfred Frindly ve eşinin Side’de bir yazlıkları vardı. (Bu Türk dostu talihsiz çiftten Alfred kanser olduğunu öğrenince intihar etmiş, Türk dostu eşi ise o kadar yardım ettiği, halkını dost bildiği Side’de ve ne acıdır ki muhtemelen para için öldürülmüştü. Friendly’lerin salonu denizle iç içe, kapısı bacası yokmuş gibi duran bir yazevi vardı. Burada Avrupalı gazeteci, edebiyatçı dostlarını ağırlıyorlardı. Bn. Friendly o uzun, uçuşan elbiseleri içinde hep biraz Zelda’yı, Hemingway grubunu, Amerika’dan kaçmış Amerikalıları hatırlatırdı insana.)

İnsan yanı
Günlerce gecelerce birlikte çalışır, yemek yer, sohbet eder, gene çalışırdık. Gece evime çıkarken mutlaka şekerlikte duran çikolatalardan birkaç tane avucuma sıkıştırır, gülümseyerek “zıbar-yat’lık bunlar” derdi. Çikolata yiyerek daha güzel uyuyabileceğime inanırdı. Parasız bir öğrenci için ne nimet!
2001 yılında onu kaybettiğimizi bir gazete haberinden öğrendiğimde o kadar uzaktaydım ki cenazesine bile yetişemedim. O gün herkes gittikten sonra Zincirlikuyu’ya varabildim. Eşinin yanında toprağa verilmişti. Mezarında öğrencilerinin taze çiçekleriyle.

24 Kasım 2012 Cumartesi

Hasbi Bey ve diğer öğretmenlerimiz


Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü. Bir ülkenin güçlü ve kalkınmış bir geleceği olması için öğretmenlerinin ve eğitim sisteminin çok başarılı olması gerekir. Bu bakımdan öğretmenlerin sorumluluğu büyüktür. Çocuğun ailede başlayan eğitimi okulda devam eder ve genç kuşaklara iyiyi, güzeli öğretmenler öğretir. Böylesine sorumluluk isteyen bu mesleğin onuru da büyüktür elbet. Ne mutlu mesleğini büyük bir sorumlulukla ve onurla sürdüren öğretmenlere.

***

Hiç düşündünüz mü 24 Kasım neden öğretmenler günüdür? 1928 Arap alfabesinden Latin alfabesine yani zordan kolaya geçişin tarihidir. O yıl yeni alfabeyi halka öğretmek üzere köylere kadar her yerde 'millet mektebi' adı verilen okullar açılmıştı.
24 Kasım 1928, Mustafa Kemal Atatürk’ün "Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği"ni kabul ettiği gündür. Atatürk'ün 100. doğum yıl dönümü olan 1981 yılında, onun "başöğretmen" oluşunun yıldönümlerinde ülke çapında Öğretmenler Günü kutlanmasına karar verildi. Öğretmenler Günü ile ilgili kutlamalar, 26 Kasım 1992’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Öğretmenler Günü Kutlama Yönetmeliği çerçevesinde gerçekleşiyor.














24 Kasım'da elbet öğretmenlerle ilgili anılar canlanıyor insanın gözünde.İşte 1970'li yıllardan iki fotoğraf...
Birinde lisenin emekdarları var. O yıllarda EKL yatılı bir okuldu. Haftada yedi gün, ve günde üç öğün yemek çıkardı. Bahçevanlar, temizlik ve kapı görevlileri vardı. Bakalım hangilerini hatırlayacaksınız.
İkinci fotoğraf da ise öğretmenlerimiz var. O zamanlar öğretmenler idealist kişilerdi. imiz . Ortada elbette Türkan Aymakoğlu oturuyor.1962-1977 yılları arasında okul müdürüydü. Aynı zamanda zaman zaman son sınıfların edebiyat derslerine girerdi. Otoriter ve bilgili bir eğitimciydi. İstanbul Üniversitesi Türkoloji bölümü mezunudur. Duyduğum kadarıyla babası valiymiş (?) Kardeşinin ise o sıralar Ankara'da savcı olduğunu söylerdi. Yatılı binasının en üst katındaki lojmanında yaşar, yazlarını çeşitli ülkelere seyahat ederek geçirirdi. Derslerde sık sık yaptığı seyahatlerden söz ederdi.Bir gün bize çölde yıldızların nasıl parladığını anlatmış, hepimizin içinde uzak diyarları görme arzusu uyandırmıştı. Yaşıyorsa kendisine uzun ömürler, vefat ettiyse rahmet diliyorum.
Aynı fotoğrafta öğretmenimiz lise bir ve ikinci (?) sınıftaki edebiyat öğretmenimiz Hasbi Yılmaz var.
Mükerrem Süel matematik ögretmenimizdi.Disiplinli ve aynı zamanda şefkatli biriydi. Mebrure hanim,fizik öğretmenimiz (bunca yıl sonra hafızam beni yanıltmıyorsa, aynı zamanda ders kitabımızın yazarı)Münevver Dosdoğru, edebiyat ögretmenlerimiz Türkan Aymakoglu,Mahmure hanim,ingilizce ögretmenlerimiz “ten times” Afife hanim,”teksas” Yüksel Bey, Fransızca öğretmenimiz Necile hanım ve Almanca öğretmenimiz Özden hanımdı. (bir bahar günü teneffüsten derse girmekte gecikmemiz üzerine "Ah ahh, sizi bu havalar mahvetti" deyişini unutamıyorum.)
Necile hanım İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Filolojisi'ndeki öğretmeni Sabri Esat Siyavuşgil'i anardı en çok.Bir süre kaldığını anladığımız Paris'i de köşe bucak bilir, bize PassePartout dergileri aldırıp gerçek fransayla tanışmamızı sağlamaya çalışırdı. denizaltı bilimcisi Kaptan Cousteau ve volkan bilimci Fransızla bu dergi sayesinde tanıştık ilk olarak...
Mantık ve felsefe öğrentmenimiz Nahit Güçlü benim unutamadığım öğretmenlerimden biridir. Hem solcu olup hem de Türk Sanat Müziği dinlemesine ben o zamanlar hiç akıl erdiremezdim. (Artık erdirebiliyorum:)) Evinde çok zengin bir kütüphanesi olduğunu bilirdik. Bana sosyalizm üzerine kitap okumak istediğimi söylediğimde kendi kütüphanesinden Campanella'nın Güneş Ülkesi kitabını getirmişti.Bizim okuldan önce Gaziantep'te öğretmenlik yaptığını ve orada da çok sevildiğini orada öğrencisi olan bir arkadaşım söylemişti.
Fotoğraftaki diğer öğretmenler Adile Güreralp (ki kendisi büyük şair Yahya Kemal Beyatlı'nın varislerindendir), Ergül Arıkan, resim öğretmeni Türkan Sütçü, müzik öğretmeni (Arifiye Köy Enstitüsü mezunu)İsmail Bey...





Hasbi Bey öğrencilerin çok sevdiği bir öğretmen olması yanında tam bir edebiyat uzmanıydı. İdealist bir öğretmendi. O zamanlar yayınevlerinin öbeklendiği Cağaloğlu'na gidip gelir sanırım düzeltmenlik yapardı.
Kendisi İstanbul'un hayhuyundan kaçıp Ege kıyılarında bir kasabada dinlenmeyi seçti. Hasbi Bey'i çok seven öğrencileri onunla bağlarını asla koparmadı. Zaman zaman kendisini ziyaret ettiler, öğretmenler gününde elini öptüler.İşte bu buluşmalardan birinden yukardaki fotoğraf.

***

Hepsini saygıyla anıyorum.

Eski yeni tüm öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutlu olsun.

14 Nisan 2012 Cumartesi

Çalıkuşu, Kınalı Yapıncak, Reşat Nuri Güntekin'den izler...

Ela Güntekin


Merhaba arkadaşlar;
Nisan bizler için mezunlar günü demek ama İstanbul'da bugünlerde şakır şakır yağmur yağıyor. Eh öyleyse okulumuzla sanal bir buluşmaya ne dersiniz?
Aşağıda lisemizin resmi web sitesinin adresini veriyorum. Bu adreste size bir sürpriz var ki o da lisemizde sanal tur. Mutlaka izleyin bence. Uzaklardaki tüm lise arkadaşlarımıza da öneriyorum.


Bir de okulumuzun yüz yıllık tarihinden fotoğraflar ve kesitlerin yer aldığı, EKL'yi Bitirenler Derneği Başkanı Sn. Meral Urcun'un anılarıyla renk kattığı belgesel (tanıtım filmi) var ki harika... Metnini dikkatle dinleyince çok hoşuma gitti. Kim yazdıysa tebrik ediyorum. O metinde bahçedeki ağaçlar, koridorlar, sıralar, hepsi adeta dile gelmiş. A, bir de 7. dakikanın ortalarında benim bu bloga koyduğum fotoğrafım var!


Tanıtım filminde de sözü edildiği gibi ünlü romancımız Reşat Nuri Güntekin o ünlü romanı Çalıkuşu'nu bu okulda öğretmenken yazmaya başlamış. Yine EKL mezunlarından ve sonradan eşi olacak Hadiye Hanım'a Kınalı Yapıncak dermiş. (Bildiğiniz gibi Kınalı Yapıncak, Güntekin'in Dudaktan Kalbe romanındaki ünlü roman kahramanlarından biridir.)
"Erenköy Kız Lisesi'nde öğrencisi olan, 'bitanem' diye hitap ettiği Hadiye Hanım'la 1927'de evlenir Reşat Nuri. Hadiye Hanım, sıtma hastalığıyla mücadelesiyle tanınan İzmitli doktor Feyzullah İzmidi'nin torunudur ve Erenköy Kız Lisesi'nde sesinin güzelliğiyle tanınmıştır. Sesi öyle güzeldir ki, okul idaresi onu yurtdışına göndermek ister ama babasının izin vermemesi nedeniyle, müzik aşkı yarım kalır. Hadiye Hanım ve Reşat Nuri Bey'in 1927'de başlayan yaşam ortaklığı tanrıya yakarılarak gelen bir evlatla şenlenir. Bu evladın adı Ela'dır, tam 14 yıl sonra doğmuştur Güntekin ailesinin şafağına. Doğuşu öyle önemlidir ki babası için, kızının hatıra defterine şu satırları nakşedecektir Ela 10 yaşındayken: "11 Mart 1951, Ela kızım, ben çocukken, senin yaşında iken, gökyüzünde aya bakardım, 'Ay dede ay dede, oğlun kızın çok dede, birini bana versene, Allah sana çok vere,' diye dua ederdim. Ay dede beni işitti. Çocuklarının birini bana verdi, 'Adı Ela kız olsun,' dedi. 'Benim kadar çok ömrü, benimkiler kadar güzel çocukları olsun,' dedi. Ela kızın babası Reşat Nuri Güntekin." http://www.sabah.com.tr/Pazar/2010/08/22/bu_dunyadan_ela_gecti





Güntekin ailesi uzun yıllar Büyükada Maden'de 119 numaralı köşkte yaşadı. Yazarın 1956'daki ölümünden sonra da evde eşi Hadiye Güntekin ve kızı Ela Güntekin kaldılar. Büyükada yürüyüşlerinde adanın Sedef Adası tarafına geçerseniz ya da faytonla Büyük Tur yaparken bu evin önünden geçersiniz. Evin bir yanı deniz bir yanı ormandır. Bahçesiyle, manzarasıyla, bir sofaya açılan odalarıyla büyük romancının o sade ve sıcak üslubuyla herkesin zevkle okuduğu romanlarını yazdığı bu ev işte karşınızda durmaktadır.
Bugün sizlere yüzüncü yılını tamamlayan okulumuzun anılarla dolu tarihinden ilginç bir yaprağı aralamaya çalıştım. Biliyorum ki daha pekçok değerli yaprak var aralanacak...

Büyük yazar R. N. Güntekin, eski mezunlarımızdan Hadiye Güntekin ve çevirmen meslekdaşım Ela Güntekin'in anılarına saygıyla...


NOT: Mezunlar derneğimizin gezileri bu ay da devam ediyor. Katılmak isteyenlere duyururum.

11 Mart 2012 Pazar

Küçük Mutluluklar

Yıllar hızla geçiyor. Giden gelmiyor arkadaşlar. Kayıplarla dolu bir yılı geride bıraktık ama ben şimdiden Nisan'ın üçüncü pazarının vereceği mutluluğun beklentisine girdim.
Umutlarınız ve neşeniz hiç eksik olmasın...

ABD’li ünlü komedyen George Carlin, uzun ve mutlu bir yaşam için şu tavsiyeleri veriyor:

1. Zorunlu olmayan sayıları çöpe atın: yaş, kilo, boy. Doktorunuz düşünsün onları. Bunun için ücret alıyor sizden.
2. Sadece neşeli arkadaşlarınız olsun. Suratsızlar, negatifler sizi aşağı çeker.
3. Öğrenmeyi sürdürün: Bilgisayar, el sanatları, bahçecilik, ne olursa. Beyniniz atıl kalmasın. Atıl kafa, iblisin tezgahıdır. İblisin adı da “alzheimer”dır.
4. Küçük şeylerden zevk almaya bakın.
5. Sık sık, uzun uzun, vargücünüzle gülün. Soluksuz kalıncaya kadar gülün.
6. Gözyaşları olacaktır. Katlanın, yas tutun, başka yaşantılara geçin.
7. Sevdiklerinizle doldurun çevrenizi, aile, kedi, köpek, kuş, balık, yadigarlar, müzik, bitkiler, hobiler, ne olursa... Eviniz sığınağınızdır. Tadını çıkartın.
8. Sağlığınızın kıymetini bilin. İyiyse üstüne titreyin. Bozuksa düzeltin. Siz kendiniz düzeltemiyorsanız yardım sağlayın.
9. Vicdan azabından uzak durun. Çarşı pazarda gezin, komşu illerde dış ülkelerde dolaşın, ama sakın suçluluk, pişmanlık duygusuna yönelmeyin.
10. Sevdiğiniz insanlara onları sevdiğinizi söyleyin, hissettirin her fırsatta.



Ve hiç unutmayın ki yaşam, aldığımız soluklarla değil, soluk kesen anlarla ölçülür...

Hepinize gönlünüzce bir yaşam diliyorum.

Kadının Gücü

8 Mart Dünya Kadınlar Gününe ithafen.
*
Bu yazıyı internette buldum. Yazarı anonim. Bence kadının gücünü gayet güzel gösteriyor.
*
Bir kadına ne verirseniz verin, kadın size misliyle karşılık verecektir.

Ona bir ev verin, size bir yuva versin.

Ona yemeklik malzeme verin, size bir yemek versin.

Ona gülümseyin, size kalbini versin.

Ne verirseniz fazlasıyla geri alırsınız.

Bu yüzden de ona çerçöp veren karşılığında bir ton çöp alır...

Yeni bir merhaba

Arkadaşlar, çeşitli özel nedenlerle uzun süredir burayı ihmal etmiştim ama şimdi size güzel ve ilginç bir müzikle merhaba demek istiyorum.Rain in africa.
Bahar yağmurları size bereket ve mutluluk getirsin:)